bekir coşkundan…

Benzin fiyatının yüzde 61.1’i vergidir.

Bu; imam genel müdür kadroları için, dinci şirketlere verilen ihaleler için, evlere makarna-pirinç dağıtıp oy almak için, Ali Dibo’lar için iktidara lazımdır.

Yani litre başı verdiğiniz her 3 YTL’nin yaklaşık 1.8 YTL’si…

Siz bilmiyormuş gibi yapın.

Tam 50 yıldır yaptığınız gibi…

Öyle sessiz…

Öyle tepkisiz…

Öyle sinmiş…

Öyle suskun…

Arabasının deposundaki benzine sahip çıkamayan halkın, ülkesinin geleceğine sahip çıkması olası mıdır?..
Köşe yazısının tamamı için buraya tıklayın

rakı tokuşturmanın anlamı nedir ?

geçen hafta yapılan arkadaşımın nikah töreninden sonra demlenmek üzere atakule civarlarında dem ‘e geçtik. güzel kurulmuş rakı sofrasında bir arkadaşım rakı tokuşturmanın amacını anlattı. şöyle ki bir kez yemek öncesinde bir kezde yemek sonrasında tokuşturmak gerekliymiş. sebebi ise ilk tokuşturmada herkeste rakı var mı diye kontrol, son tokuşturmanın sebebi ise her rakının arkasında ayık biri kalmış mı diye kontrolmüş. güzel bir anekdot. rakı sofralarında dillendirip havanızı arttırabilirsiniz. bu arada rakı nasıl içilirmiş buradan bakalım. buyrunuz efendim.

türk hava kurumuna türk dil kurumundan destek lazım

Ankara metrolarında şimdilerde yer alan bir posterde türk hava kurumunun nasılda türk dil kurumundan destek istemesi gerektiğini görebilirsiniz. kırk yıllık ambulans oldu size ambülans ? yamaç paraşütü oldu mu size yamaçparaşüt ? pek bir güzel tadından yenmez. önce türk dil kurumundakileri paraşüt kursuna gönderelim sonra paraşütsüz aşağı atalım sonrada hepsine ambülans gönderelim. ne dersiniz ?

hayatın anlamını arama o burada

son günlerde anlam karmaşası yaşamaya başladım yine. ama aslında hayatın anlamı bu. götünü sıcak tutacaksın ki takım taklavat sağlam olsun. ki iç huzuru ( gastrointestinal sistem ) bulasın ki iyi yaşayasın… dur bakalım birşeyler çıkacak bu işte ama ne zaman bilemiyorum. nette dolanırken birde bunu buldum. buyrun burdan yakın. tüm sistemi tekrar başlatmam gerekecek sanırım.

teknolojiden uzaklaşmaya çalışmak

zamanında mobil teknolojilere kafayı cidden takmışken, her ortamda bu konuda birşeyler konuşurken ( ki bazen herkes mesleğimin mühendis olduğunu sanır, doktor olduğumu söylediğimde kısa süreli konfü duruma geçiyorlardı ) şirketi hüsranla kapattıktan ( bu konuda ki maceralar daha sonra ) sonra artık çevremdeki teknoloji dolu konuşmalara veya insanların ellerinde ve evlerinde ki tekno cihazlara artık çok daha az ilgi göstermeye çalıştım. hatta bugün ofisimize gelen birinin elindeki treo 650 ‘yi görmemezlikten bile geldim. şu sıralar sadece yoğun internet kullanımı ile sınırlandırdığım teknoloji merakında yavaş yavaş durulmaya başladım denebilir. sanırım uzun zamandır güncelleyemediğim ve haber giremediğim mobildunya.com da bunun göstergesi. bu arada yeri gelmişken mobil teknolojiler konusunda bu sitede yazı yazmak ve inceleme yayınlamak isteyen olursa bana uerhan ( gıvrık a ) gmail ( nokta ) com adresinden ulaşsınlar lütfen.

kastamonu havalimanında düğünümüz var

kendime not : karar verdim. kesinlikle evleneceğimde farklı bir düğünüm olacak. öyle halaylar, ankara havaları yetmez bana. milliyet ve hürriyet’in verdiği habere göre her ile bir “havaalanı” ( yani havanızı alırsınız alanı ) projesinde yapılan havalimanında koyunlar otlatılıyor, binası ise düğün salonu olmuş. en kısa zamanda thk’dan uçuş fiyatları araştırılacak, hatta eğer olursa paraşütle inmek için kursa gideceğim. balayı içinde kastamonuda güzel yerler varmış. direkt geçeriz.

kızılcahamamlı olmak mı dersin ?

eski tiyatroculardan şimdinin çapkını ve salak saçma program yapımcısı M.Ali Erbil’in birkaç gün önce televizyonda yaptığı şov ( show off ) ve gördüklerinizi hala unutamadınız. ( maalesef ben seyredemedim. aslında nasılda kaçırdım böyle bir anı çok merak ediyorum ) bu olay üzerine birçok şey söylendi ama en güzelini sanırım kızılcahamam belediye başkanı söylemiş. bakınız kendisi neler demiş :

Kızılcahamam Belediye Başkanı Adem Özbekler ise dün akşam programı izlemediğini belirterek, canlı yayında yaşanan olayı kendisini telefonla arayan hemşehrilerinden öğrendiğini kaydetti. Özbekler, programı izleyen çok sayıda Kızılcahamamlının, hemşehrileri Hilmi Türe’ye yapılan “şaka”ya sert tepki gösterdiğini dile getirerek, “Şakanın da bir sınırı var. Her ne kadar Hilmi orada ekmek parası için çalışıyor olsa da böyle bir şaka ile karşı karşıya kalması çok çirkin” dedi. ”

yukarıdaki haberi okuyunca ne diyeceğimi şaşırdım. sen aylarca bu adamın şaklaban gibi aşağılanmasına kızılcahamam halkı olarak karşı çıkma, sen kalk aylarca yaşlı başlı teyzelerle dalga geçilmesine kızılcahamamlı olarak karşı çıkma, hemşehrinizin şeyi gözüktü diye aşağılanmış say. pes doğrusu.

müzedekileri koruyamadınız bari açık havadakileri koruyun

son bir haftadır televizyonlarda ve gazetelerde dönen müze talanı ve tarihimize sahip çıkamama konusunda ki haberleri bir kenara bırakırsak biz daha sokakta dev gibi boyutlarda ve taşınmaz tarihi eserleri koruyamadığımız için utanmak yetmez diye düşünüyorum. Ankara’nın en büyük tarihi eserlerinden birisi olan Ankara Kalesi’nde yer alan bu taş kabartma aslan kafası ve çevresindeki yapının durumu aslında bunun apaçık bir örneği. Şehre uzak bile olmayan kıçımızın dibinde ki bir tarihi koruyamadıktan sonra yok giden  Zeus tapınağıymış, yok sulara gömülen Zeugmaymış.. hepsi aslında hikaye. biz hiçbir haltı beceremiyoruz…. belkide becermek istemiyoruz. o zaman geri kalan tek bir şey var. o da tarihi en iyi korunacağı yere göndermek. işte kaçakçılarda bunu yapıyorlar ve sonrasında bahaneleri hazır oluyor. ” siz bunu haketmiyorsunuz ”

dit 12.06.06 : bodrum arkeoloji müzesinin kafeteryası işletilmediği için müzeyi gezen turistler su bile içemiyorlarmış. açık havadakileri korumayı bırak, işletmeyi bile beceremiyoruz. haberin detayı burada

siz ağlarsanız bizim anamız ne yapsın ?

Aksaray Polis Meslek yüksekokulunun mezunlarından 290 öğrenci ( polis ) çektikleri kura sonucunda İstanbul’u kazandıkları için üzülmüşler hatta bazı bayan polisler ağlamış. hayat pahalılığı ile nasıl yaşayacaklarını düşünen polislerimize hak vermemek elde değil. hatta sadece pahalılık değil vaka yoğunluğu ( doktorluktan gelen vaka kelimesini kullanma eğilimi içindeyim. üzgünüm. süzgünüm ) yüzünden de hayatlarının çekilmez olacağı bir gerçek. peki polis böyle düşünüyorsa istanbul’da yaşayan polis olmayan diğer insancıklar ne yapsın. pahalılık mı ? kirlilik mi ? kültürsüzlük mü ? güvenlik sorunu mu ? hangi birini dert edip ağlasınlar. bu arada yakında istanbula güvenlik açısından benzeyecek başkentimizden tüm emniyet mensuplarına sevgilerimi iletirim. yakında bizimde anamız ağlayacak. yakındır…

Üniversitede yakınlaşmaya soruşturma

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Öğretmenliği Bölümü 5’inci sınıf öğrencisi 25 yaşındaki Talip Sefil, okulda kız arkadaşı 22 yaşındaki Yeşim Yükselen’in omuzuna elini atınca, dekanlık haklarında ‘Toplum içinde hoş karşılanmayacak bir vaziyette bulunmak’ suçlamasıyla soruşturma başlattı.

Dekanlık tarafından oluşturulan Soruşturma Komisyonu’na ifade veren Talip Sefil ile aynı bölümün 2’nci sınıfında okuyan kız arkadaşı Yeşim Yükselen, ahlaka aykırı bir davranışta bulunmadıklarını söyledi.

Talip Sefil, kız arkadaşının omuzuna elini koyunca, ülkücü olarak bilinen öğrencilerin saldırısına uğradığını ve dövüldüğünü iddia etti.

“KIZLARA YAKINLAŞMAK YASAK”

Talip Sefil, “16 Mayıs tarihinde, A Blok’taki dekanlık binası giriş katında, kız akradaşım Yeşim Yükselen ve 2 arkadaşım ile sohbet ediyorduk. Bu sırada elimi, Yeşim’in omzuna koydum. Elim, Yeşim’in omuzundayken daha sonra adının Abdullah Kurtuluş olduğunu öğrendiğim bir kişi yanımıza geldi. Benimle dışarıda konuşmak istediğini söyledi. Dışarı çıktığımızda bana ‘Burada kızlarla yakınlaşmak yasak’ dedi. Ben de kendisini tanımadığımı ve bana karışmamasını söyledim. Bu şahıs bana ‘Seni ibreti alem için Dolunay Cafe’nin önünde vururum’ dedi. Siz kim oluyorsunuz diye sorduğumda ise ‘Teşkilatız’ diye karşılık verdi. Kurtuluş, daha sonra birden bana kafa vurdu. Arkadaşımla birlikte olay yerinden ayrılıp polis merkezine başvurdum” dedi.

Talip Sefil’in Lalebahçe Polis Merkezi’ne başvurmasının ardından, ifadesi alınan Abdullah Kurtuluş ise suçlamaları kabul etmediğini söyledi.

DEKANLIK SORUŞTURMASI

Kavganın polise yansımasının ardından Fakülte Dekanlığı soruşturma başlattı. Dekanlık, hem Yeşim Yükselen’e hem de Talip Sefil’e iki ayrı yazı gönderdi. Yazıların birinde darp olayıyla ilgili, bir diğerinde ise, ‘Toplum içinde hoş karşılanmayacak bir vaziyette bulunmak’ iddiasıyla ifade alınacağı tebliğ edildi.

KOMİSYONA İFADE

Yrd.Doç.Dr. Adnan Doğan Buldur başkanlığında oluşturulan komisyon, iki arkadaşla birlikte olaya şahit olan, gençlerin sınıf arkadaşı İbrahim Aktan’ın da ifadesini aldı. Her üç kişi de ifadelerinde ahlaka aykırı harekette bulunulmadığını söyledi.

KİMSE NAMUS BEKÇİLİĞİ YAPAMAZ

Talip Sefil, “Kendilerini ‘Teşkilat’ olarak adlandıran grup, top sakallı, uzun saçlı ve küpe takanlara dayak atıyor. Fakülte yönetimi ise bunlara göz yumuyor” derken, Sefil’in aynı bölümde okuyan 2’nci sınıf öğrencisi kız arkadaşı Yeşim Yükselen ise, “Kimse kimsenin namus bekçiliğini yapamaz” diyerek olaya tepki gösterdi. Selçuk Üniversitesi’nde eğitim gören diğer öğrenciler de kendilerini ‘Teşkilat’ olarak adlandıran ve ülkücü gençlik olarak bilinen grupların baskılarından bıktıklarını ve artık çağdaş bir ortamda eğitim görmek istediklerini söyledi.

EL ELE TUTUŞMAK YASAK

Talip Sefil, Yrd.Doç.Dr. Buldur’un ifade sırasında kendilerine, “Okulda elele bile tutuşmanız yasak. Toplumun huzurunu bozduğunuzdan dolayı ceza alırsınız” dediğini iddia etti. Her iki öğrenci de Yrd.Doç.Dr. Adnan Doğan Buldur’a verdikleri ifadede, ahlaka aykırı bir davranışta bulunmadıklarını, okulda eli omza atmanın suç olmadığını söyledi. Olayla ilgili dinlenen şahitler de ifadelerinde Sefil’in, kız arkadaşının omzuna sarıldığını doğruladı.

ÖĞRENCİLERE BASKI KURULUYOR

Üniversite ortamında yaşadıklarına inanamadığını belirten Talip Sefil, “Elimi kız arkadaşımın omuzuna atmam uygunsuz vaziyetmiş. Okul kurallarına aykırıymış. Bu tür olaylar sadece benim başıma gelmedi. Üniversitede kendilerini ’Teşkilat’ olarak adlandıran bir grup, öğrenciler üzerinde baskı kuruyor. Daha çok birinci sınıf öğrencileri üzerinde bu baskıyı daha fazla hissettiriyorlar. Kendi kendilerine üniversitedte yasaklar koyuyorlar. Bir ara top sakal, uzun saç ve küpeyi yasaklamışlardı. İstedikleri kişiyi okula almayabiliyorlar. Ne yazık ki üniversite yönetimi de tüm bu olan bitenlere kayıtsız kalıyor” dedi.

Erkek arkadaşının okulda kendisine sarıldığı için suçlu ilan edildiklerini belirten Yeşim Yükselen ise, “Kimsenin kimseye baskı yapma hakkı yok. Bu tür şeyler bir üniversite ortamına yakışmıyor. Kimse kimsenin namus bekçiliğini yapmasın. Herkes kendinden sorumludur” dedi.

SORUŞTURMA SÜRÜYOR

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adnan Doğan Buldur ise, soruşturmanın sürdüğünü belirterek, “Tehdit ve darp olayının yanısıra erkek öğrencinin kız öğrenciye sarıldığı yönünde bilgi aldık. Bu nedenle hem tehdit ve darp hem de sarılma olayıyla ilgili soruşturma açtık. Soruşturma henüz tamamlanmadı. Daha fazla bilgi veremem” dedi.

İŞTE KOMİSYON DAVETİYESİ

Yeşim Yükselen’e komisyon başkanı Yrd.Doç.Dr. Adnan Doğan Buldur tarafından imzalanarak 5 Haziran günü tebliğ edilen kamisyon davetiyesinde şöyle deniyor:

“Dekanlığımızın 28.05.2006 tarih ve 360/500 sayılı yazısı gereğince soruşturmacı olarak tayin edilmiş bulunmaktayız.
16.05.2006 tarihinde saat 14.00 sıralarında, Eğitim Fakültesi, A Blok içindeki ATM cihazı yanında Talip Sefil ile ‘Toplum içinde hoş karşılanmayacak bir vaziyette’ olduğunuz iddia ediliyor. İddia edilen olayla ilgili olarak savunma yapmak üzere 06.06.2006 günü, saat 12.00’da soruşturma komisyonu başkanı Yrd.Doç.Dr. Adnan Buldur’un A BLok 225 nolu odasında hazır bulunmanız gerekmektedir.”

DİĞER ÖĞRENCİLER DE TEPKİLİ

Selçuk Üniversitesi’nde öğrenim gören bir çok öğrenci, okulda ülkücü görüşlü öğrencilerin baskılarından bunaldıklarını söyledi. DHA’ya konuşan öğrencilerden Serhan Durmaz, “10 gün önce, top sakalım olduğu için ben de dayak yedim. Bazı gruplar tarafından eğitim hayatımız kısıtlanıyor. Bir çork öğrenci de aynı konudan tedirgin. Ama, konuşmaya cesaret edemiyorlar. Üniversite yönetimine suç duyurusunda bulundum. Ama, bir sonuç alamadım. Bu saldırıların bitmesini istiyorum. Demokratik bir üniversitede eğitimimi alıp, hayatıma devam etmek istiyorum” dedi.

aşağı inme parası

Yasemin Can, Beşiktaş Tekerlekli Sandalyeli Basketbol Takımı’nın oyuncusu… Geçen gün vekâletname çıkarmak üzere Beyoğlu 23. Noterliği’ne gitti. Ancak noterlik binanın üst katındaydı, o yüzden yukarıya çıkamadı. İki noterlik görevlisi aşağıya indi, Yasemin Can’ın işlemini tamamladı. Sıra, yapılan işlemle ilgili ödemeye gelmişti. Can, makbuzu eline aldığında gözlerine inanamadı. Masraf kalemlerinden birinde aynen şu yazıyordu:
“İki görevlinin aşağıya inme bedeli olarak 6.35 YTL”
Görüldüğü gibi… Ücret üstelik kuruşu kuruşuna saptanmıştı!

Haberin daha detaylı farklı açıklamalarına buradan ulaşabilirsiniz. Burayı okursanız devletimizin güzel kanunlarının nelere kadir olduğunu görebilirsiniz.

spermsiz erkekten nasıl çocuk sahibi olunur ?

azcık biyoloji bilenlerin ilk bakışta klonlama dışında mümkün değil diye düşünmelerine rağmen maalesef olabiliyor. hemde hiçbir araştırma yapmadan sadece bazı doktor hocalarımızın reklamını yapabilme amaçlı haberler üreten medyamız ki bu konuyu sanki habermişcesine ( sanki yeni bir teknolojiymiş gibi ) veren star tv habercilerini tebrik ediyorum. üstelik bu haberi verirken spermi olmayan bir erkeğin bu yöntemle çocuk sahibi olabileceğini söyleyen habercimiz yaklaşık 10 saniye sonraki bir başka görüntüde “erkekten alınan spermlerle…” diye başlayan bir cümle kurabiliyor. hayır sen cahilsin araştırmadın sadece milletin ilgisini çekmek için bu cümleleri kurdun, patronların reklam parası alabilmek uğruna bunu yayınladı, e peki senin haberini kontrol eden hiç mi kimse yok o binada da ” yav birbirine zıt iki cümleyi nasıl kurmuş bu acemi haberci ” diye düşünüp haberi editlemiyor. ve bu haberi üstelik iki gün üstüste rahatlıkla yayına koyabiliyor. pes denmez sadece çüş denir. işini iyi yapanların bankası sanırım hiç kazanamayacak. bu arada mikro enjeksiyon yöntemini merak edenler buradan bilgi alabilirler. okumak istemeyenler için kısaca babadan alınan spermler anneden alınan yumurtaya mikroskop altında çok ince bir iğne ile dışardan müdahale ile yerleştiriliyor. ( tüpbebe.com : birde böyle bir web sitesi var . domain alamıyorsanız yapmayın bu işi yada başka bir isim bulun. çok mu zor bunu düşünmek ? sizi eşşek dilinizi de arı soksun emi )