Sabır Küpü

    kendime notlar

    Haziran, 2006 kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

    son bir haftadır televizyonlarda ve gazetelerde dönen müze talanı ve tarihimize sahip çıkamama konusunda ki haberleri bir kenara bırakırsak biz daha sokakta dev gibi boyutlarda ve taşınmaz tarihi eserleri koruyamadığımız için utanmak yetmez diye düşünüyorum. Ankara’nın en büyük tarihi eserlerinden birisi olan Ankara Kalesi’nde yer alan bu taş kabartma aslan kafası ve çevresindeki yapının durumu aslında bunun apaçık bir örneği. Şehre uzak bile olmayan kıçımızın dibinde ki bir tarihi koruyamadıktan sonra yok giden  Zeus tapınağıymış, yok sulara gömülen Zeugmaymış.. hepsi aslında hikaye. biz hiçbir haltı beceremiyoruz…. belkide becermek istemiyoruz. o zaman geri kalan tek bir şey var. o da tarihi en iyi korunacağı yere göndermek. işte kaçakçılarda bunu yapıyorlar ve sonrasında bahaneleri hazır oluyor. ” siz bunu haketmiyorsunuz ”

    dit 12.06.06 : bodrum arkeoloji müzesinin kafeteryası işletilmediği için müzeyi gezen turistler su bile içemiyorlarmış. açık havadakileri korumayı bırak, işletmeyi bile beceremiyoruz. haberin detayı burada

    Aksaray Polis Meslek yüksekokulunun mezunlarından 290 öğrenci ( polis ) çektikleri kura sonucunda İstanbul’u kazandıkları için üzülmüşler hatta bazı bayan polisler ağlamış. hayat pahalılığı ile nasıl yaşayacaklarını düşünen polislerimize hak vermemek elde değil. hatta sadece pahalılık değil vaka yoğunluğu ( doktorluktan gelen vaka kelimesini kullanma eğilimi içindeyim. üzgünüm. süzgünüm ) yüzünden de hayatlarının çekilmez olacağı bir gerçek. peki polis böyle düşünüyorsa istanbul’da yaşayan polis olmayan diğer insancıklar ne yapsın. pahalılık mı ? kirlilik mi ? kültürsüzlük mü ? güvenlik sorunu mu ? hangi birini dert edip ağlasınlar. bu arada yakında istanbula güvenlik açısından benzeyecek başkentimizden tüm emniyet mensuplarına sevgilerimi iletirim. yakında bizimde anamız ağlayacak. yakındır…

    Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Öğretmenliği Bölümü 5’inci sınıf öğrencisi 25 yaşındaki Talip Sefil, okulda kız arkadaşı 22 yaşındaki Yeşim Yükselen’in omuzuna elini atınca, dekanlık haklarında ‘Toplum içinde hoş karşılanmayacak bir vaziyette bulunmak’ suçlamasıyla soruşturma başlattı.

    Dekanlık tarafından oluşturulan Soruşturma Komisyonu’na ifade veren Talip Sefil ile aynı bölümün 2’nci sınıfında okuyan kız arkadaşı Yeşim Yükselen, ahlaka aykırı bir davranışta bulunmadıklarını söyledi.

    Talip Sefil, kız arkadaşının omuzuna elini koyunca, ülkücü olarak bilinen öğrencilerin saldırısına uğradığını ve dövüldüğünü iddia etti.

    “KIZLARA YAKINLAŞMAK YASAK”

    Talip Sefil, “16 Mayıs tarihinde, A Blok’taki dekanlık binası giriş katında, kız akradaşım Yeşim Yükselen ve 2 arkadaşım ile sohbet ediyorduk. Bu sırada elimi, Yeşim’in omzuna koydum. Elim, Yeşim’in omuzundayken daha sonra adının Abdullah Kurtuluş olduğunu öğrendiğim bir kişi yanımıza geldi. Benimle dışarıda konuşmak istediğini söyledi. Dışarı çıktığımızda bana ‘Burada kızlarla yakınlaşmak yasak’ dedi. Ben de kendisini tanımadığımı ve bana karışmamasını söyledim. Bu şahıs bana ‘Seni ibreti alem için Dolunay Cafe’nin önünde vururum’ dedi. Siz kim oluyorsunuz diye sorduğumda ise ‘Teşkilatız’ diye karşılık verdi. Kurtuluş, daha sonra birden bana kafa vurdu. Arkadaşımla birlikte olay yerinden ayrılıp polis merkezine başvurdum” dedi.

    Talip Sefil’in Lalebahçe Polis Merkezi’ne başvurmasının ardından, ifadesi alınan Abdullah Kurtuluş ise suçlamaları kabul etmediğini söyledi.

    DEKANLIK SORUŞTURMASI

    Kavganın polise yansımasının ardından Fakülte Dekanlığı soruşturma başlattı. Dekanlık, hem Yeşim Yükselen’e hem de Talip Sefil’e iki ayrı yazı gönderdi. Yazıların birinde darp olayıyla ilgili, bir diğerinde ise, ‘Toplum içinde hoş karşılanmayacak bir vaziyette bulunmak’ iddiasıyla ifade alınacağı tebliğ edildi.

    KOMİSYONA İFADE

    Yrd.Doç.Dr. Adnan Doğan Buldur başkanlığında oluşturulan komisyon, iki arkadaşla birlikte olaya şahit olan, gençlerin sınıf arkadaşı İbrahim Aktan’ın da ifadesini aldı. Her üç kişi de ifadelerinde ahlaka aykırı harekette bulunulmadığını söyledi.

    KİMSE NAMUS BEKÇİLİĞİ YAPAMAZ

    Talip Sefil, “Kendilerini ‘Teşkilat’ olarak adlandıran grup, top sakallı, uzun saçlı ve küpe takanlara dayak atıyor. Fakülte yönetimi ise bunlara göz yumuyor” derken, Sefil’in aynı bölümde okuyan 2’nci sınıf öğrencisi kız arkadaşı Yeşim Yükselen ise, “Kimse kimsenin namus bekçiliğini yapamaz” diyerek olaya tepki gösterdi. Selçuk Üniversitesi’nde eğitim gören diğer öğrenciler de kendilerini ‘Teşkilat’ olarak adlandıran ve ülkücü gençlik olarak bilinen grupların baskılarından bıktıklarını ve artık çağdaş bir ortamda eğitim görmek istediklerini söyledi.

    EL ELE TUTUŞMAK YASAK

    Talip Sefil, Yrd.Doç.Dr. Buldur’un ifade sırasında kendilerine, “Okulda elele bile tutuşmanız yasak. Toplumun huzurunu bozduğunuzdan dolayı ceza alırsınız” dediğini iddia etti. Her iki öğrenci de Yrd.Doç.Dr. Adnan Doğan Buldur’a verdikleri ifadede, ahlaka aykırı bir davranışta bulunmadıklarını, okulda eli omza atmanın suç olmadığını söyledi. Olayla ilgili dinlenen şahitler de ifadelerinde Sefil’in, kız arkadaşının omzuna sarıldığını doğruladı.

    ÖĞRENCİLERE BASKI KURULUYOR

    Üniversite ortamında yaşadıklarına inanamadığını belirten Talip Sefil, “Elimi kız arkadaşımın omuzuna atmam uygunsuz vaziyetmiş. Okul kurallarına aykırıymış. Bu tür olaylar sadece benim başıma gelmedi. Üniversitede kendilerini ’Teşkilat’ olarak adlandıran bir grup, öğrenciler üzerinde baskı kuruyor. Daha çok birinci sınıf öğrencileri üzerinde bu baskıyı daha fazla hissettiriyorlar. Kendi kendilerine üniversitedte yasaklar koyuyorlar. Bir ara top sakal, uzun saç ve küpeyi yasaklamışlardı. İstedikleri kişiyi okula almayabiliyorlar. Ne yazık ki üniversite yönetimi de tüm bu olan bitenlere kayıtsız kalıyor” dedi.

    Erkek arkadaşının okulda kendisine sarıldığı için suçlu ilan edildiklerini belirten Yeşim Yükselen ise, “Kimsenin kimseye baskı yapma hakkı yok. Bu tür şeyler bir üniversite ortamına yakışmıyor. Kimse kimsenin namus bekçiliğini yapmasın. Herkes kendinden sorumludur” dedi.

    SORUŞTURMA SÜRÜYOR

    Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adnan Doğan Buldur ise, soruşturmanın sürdüğünü belirterek, “Tehdit ve darp olayının yanısıra erkek öğrencinin kız öğrenciye sarıldığı yönünde bilgi aldık. Bu nedenle hem tehdit ve darp hem de sarılma olayıyla ilgili soruşturma açtık. Soruşturma henüz tamamlanmadı. Daha fazla bilgi veremem” dedi.

    İŞTE KOMİSYON DAVETİYESİ

    Yeşim Yükselen’e komisyon başkanı Yrd.Doç.Dr. Adnan Doğan Buldur tarafından imzalanarak 5 Haziran günü tebliğ edilen kamisyon davetiyesinde şöyle deniyor:

    “Dekanlığımızın 28.05.2006 tarih ve 360/500 sayılı yazısı gereğince soruşturmacı olarak tayin edilmiş bulunmaktayız.
    16.05.2006 tarihinde saat 14.00 sıralarında, Eğitim Fakültesi, A Blok içindeki ATM cihazı yanında Talip Sefil ile ‘Toplum içinde hoş karşılanmayacak bir vaziyette’ olduğunuz iddia ediliyor. İddia edilen olayla ilgili olarak savunma yapmak üzere 06.06.2006 günü, saat 12.00’da soruşturma komisyonu başkanı Yrd.Doç.Dr. Adnan Buldur’un A BLok 225 nolu odasında hazır bulunmanız gerekmektedir.”

    DİĞER ÖĞRENCİLER DE TEPKİLİ

    Selçuk Üniversitesi’nde öğrenim gören bir çok öğrenci, okulda ülkücü görüşlü öğrencilerin baskılarından bunaldıklarını söyledi. DHA’ya konuşan öğrencilerden Serhan Durmaz, “10 gün önce, top sakalım olduğu için ben de dayak yedim. Bazı gruplar tarafından eğitim hayatımız kısıtlanıyor. Bir çork öğrenci de aynı konudan tedirgin. Ama, konuşmaya cesaret edemiyorlar. Üniversite yönetimine suç duyurusunda bulundum. Ama, bir sonuç alamadım. Bu saldırıların bitmesini istiyorum. Demokratik bir üniversitede eğitimimi alıp, hayatıma devam etmek istiyorum” dedi.

    Yasemin Can, Beşiktaş Tekerlekli Sandalyeli Basketbol Takımı’nın oyuncusu… Geçen gün vekâletname çıkarmak üzere Beyoğlu 23. Noterliği’ne gitti. Ancak noterlik binanın üst katındaydı, o yüzden yukarıya çıkamadı. İki noterlik görevlisi aşağıya indi, Yasemin Can’ın işlemini tamamladı. Sıra, yapılan işlemle ilgili ödemeye gelmişti. Can, makbuzu eline aldığında gözlerine inanamadı. Masraf kalemlerinden birinde aynen şu yazıyordu:
    “İki görevlinin aşağıya inme bedeli olarak 6.35 YTL”
    Görüldüğü gibi… Ücret üstelik kuruşu kuruşuna saptanmıştı!

    Haberin daha detaylı farklı açıklamalarına buradan ulaşabilirsiniz. Burayı okursanız devletimizin güzel kanunlarının nelere kadir olduğunu görebilirsiniz.

    azcık biyoloji bilenlerin ilk bakışta klonlama dışında mümkün değil diye düşünmelerine rağmen maalesef olabiliyor. hemde hiçbir araştırma yapmadan sadece bazı doktor hocalarımızın reklamını yapabilme amaçlı haberler üreten medyamız ki bu konuyu sanki habermişcesine ( sanki yeni bir teknolojiymiş gibi ) veren star tv habercilerini tebrik ediyorum. üstelik bu haberi verirken spermi olmayan bir erkeğin bu yöntemle çocuk sahibi olabileceğini söyleyen habercimiz yaklaşık 10 saniye sonraki bir başka görüntüde “erkekten alınan spermlerle…” diye başlayan bir cümle kurabiliyor. hayır sen cahilsin araştırmadın sadece milletin ilgisini çekmek için bu cümleleri kurdun, patronların reklam parası alabilmek uğruna bunu yayınladı, e peki senin haberini kontrol eden hiç mi kimse yok o binada da ” yav birbirine zıt iki cümleyi nasıl kurmuş bu acemi haberci ” diye düşünüp haberi editlemiyor. ve bu haberi üstelik iki gün üstüste rahatlıkla yayına koyabiliyor. pes denmez sadece çüş denir. işini iyi yapanların bankası sanırım hiç kazanamayacak. bu arada mikro enjeksiyon yöntemini merak edenler buradan bilgi alabilirler. okumak istemeyenler için kısaca babadan alınan spermler anneden alınan yumurtaya mikroskop altında çok ince bir iğne ile dışardan müdahale ile yerleştiriliyor. ( tüpbebe.com : birde böyle bir web sitesi var . domain alamıyorsanız yapmayın bu işi yada başka bir isim bulun. çok mu zor bunu düşünmek ? sizi eşşek dilinizi de arı soksun emi )